Ana içeriğe atla

Grize Hikayesi



  Güneş açmıştı kollarını bir gece, tüm yasaklara rağmen siyah bir meleğe. Ruhunun masumiyeti cezbetmişti onu. Etrafını saran renksizliğe rağmen, siyahın arasında ona hiç karışmadan kalan ışık huzmesinin parlaklığı aldatıcıydı. Eğer kanatlarındaki kara yakutlardan o karanlığı kaldırmasına yardım ederse onun kendi kendisini yeniden özgür bırakabileceğini ummuştu belki de. En rezil günahını işlemişti avuç içlerini milyarlarca grize (bizim sözlüğümüzde zamansız ve mekansız mesafe bildiren ölçü birimi) uzaklıktaki 7. boyutta bedenlenmiş bir ruha uzatırken. Korkuyordu, bütün bedeni ve varlığı titriyordu. Sarsılıyordu her bir damlası. Paramparça olup karanlığa dağılacağından şüphe duyuyordu. Hiçliğin arasına karışacak da hiçbir var'lık onu hatırlamayacak sanıyordu. Bir yandan da tüm bu hareket ve coşku ayağını birbirine dolandırıyordu. Karşı koyamadığı büyük bir savaş başlamıştı benliğine ve sorumluluklarına karşı. Sonuçlarını biliyordu. Bedelinin ne olacağını biliyordu. İtiraz etmedi. Kendini bu giriftten alıkoyacak gücü bulamadı heybetli alevleri arasında.

(..Ve ben de bu hikayeyi bitirecek gücü bulamadım kendimde. Saat 4.54. Aralığın 21'indeyiz. Hala nefes alıyoruz. Uh, yine sonu iyiye gitmiyor. Hay böyle işe.. Yat zıbar işte. Olmaz. Yazmalıyız. Satır aralarıma da karışmaz mısın lütfen? Çok şey istiyorsun. Hiç de. Yazacaksın, biliyorsun sen de. Hatırlatmak zorunda değilsin, karıştırma daha fazla.)

  Bir yanı uzanmak istiyordu tüm gücüyle. Dokunmak ve sarmak, iyileştirmek. Diğer yanı korkuyordu; sönmekten, yok olmaktan, yakmaktan. Ama her korkunun ortak kaderi gibi bu gizem de bir gün gerçeklik kazanacaktı. Sonucunun ne olacağı ya da olmayacağı yitirecekti anlamını. En güçlü sandığında kendini en aciz duruma düşecekti. Hesapladığı ihtimallerin hiçbir fayda getirmeyeceği aşikardı. Susmalıydı fakat susarsa asla arkasını dönüp onu fark etmeyecekmiş gibiydi. Sonsuza dek, avuç içleri ile gölgesine uzanmaya çalışmakla yetinebilirdi. Ancak ruhundaki karanlıktan, o boş duvarlara bakarken hissettiği yalnızlıktan onu azat etme fikri bütün acı bedellere değer görünmüştü. Sanki ufacık bir gülümseme, sadece ufacık bir umut belirtisi için bütün varlığından vazgeçebilirdi. Onu alıp götürenin ne olduğunu yıllar sonra dönüp baktığında anlamayacaktı. Kimse onun gördüğünü görmemişti, göremeyecekti. Oysa ancak kaybettiğinde bulacağını biliyordu. Biliyordu ama yine de inanmayı istiyordu. Başarabileceğine inanmak istiyordu, yanılacağını bile bile ellerini uzatan herkes gibi.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Kimim?

Ben aşka inanmıyorum Bay O. Aşkın da bana inandığını hiç sanmıyorum. Bu durumda birbirimize inanmadığımız ve birbirimizi düşlemediğimiz takdirde birbirimizin hayatından çıkmamız mümkün mü?
  Öyle inanmaz gözlerle bakma bana Bay O. Aşk şiirleri, aşk mektupları yazıyorsam; aşk şarkıları dinliyorsam da bu aksine hiçbir kanıt oluşturamaz. Yıllarca hepimiz destanlar, kitaplar, efsaneler okuyarak geldik bugünlere. Bu hepimizin aşka inanmasını gerektirir mi bir kere? Mesela, açlıktan kemikleri sayılan ve son bir yiyecek parçası aramakta bulunan bir adama aşkı sorsak, inanıyorum der mi? Ama eminim o da duymuştur bütün bu duyduğum büyük aşk hikayelerini. Onun kadar ciddi bir arayış içerisinde olamamak ve maddeye ihtiyaç duymamak mı gözümde bütün maddiyatı anlamsız, yetersiz kılan? Belki sahip olduğumuz -sadece olduğumuzu sandığımız- şeyler ayağımıza dolanmış bizi okyanusun dibine çeken diğer ucuna kayalar bağlı iplerdir, en çok sahip ya da ait olduğumuzu düşündüğümüzde yanılıyoruzdur. Bu ya…

Anı (Hikayemsi)

Yeniden aile hayatına alışmak zor. Abim geldi yeni İzmir'den. Dönmeyecekmiş daha. O koşullarda yapamayacağına karar vermiş daha fazla. Çalıştığı gemiciler çok pis adamlar oluyormuş, bir de elin yabancıları annen gibi temizlik hastası olur mu sandın sorusu var tabi her gün kendine sorduğu. Aynı dili bile konuşmuyorsun bir kere. Su yok, yemek yok, hastalık tehlikesi var, kültürler farklı çok. Eheh.. Fazla bile dayandı. Mesaj attı akşama doğru. "Uyuma, geliyorum. Kimseye de söyleme, sürpriz olsun." diye. Bizde asma yaprağından ya da beyaz lahanadan yapılmaz sarma, onları da yaparız nadiren ama sevmiyoruz pek, adına da dolma demiyoruz. Dolma, dolmalık biberden olana deniyor memlekette. Anneme belli etmedim hiç mesajı, sonra bir baktım, annem çıkarmış kara lahana yapraklarını haşlamış taze taze. Oğlum sarmayı çok sever, özlemiştir diye söyleniyor hazırlarken. Şaşırdım tabi, sana kim söyledi dedim. Neyi, dedi, durdu. Eh, zeki kadın olunca bir de, anladı tabi. Gerek kalmadı ce…

2018 Kış Okuma Şenliği - Yarışma bahane çünkü okumak şahane!

Kitapsever okuma düşkünleri için fırsat olacak bir etkinlik buu :) Aslında tam evde sıcacık battaniye altında kitap köşesi okumaları yapma zamanı geldiğinden beri, yani bir süredir vardı etkinlik. Ama ben kitap seçimleri yüzünden biraz geç katılabildim. Kitaplarımı sırayla aldığım ve okudukça bir nevi kılıfına/kategorisine uydurduğum için listem uzunca süre askıda kaldı. Yine de çoktan birkaç kitabı okuyup yuttum bile etkinlik haberi alıp listeyi yazdığımdan beri. Bazı üzerinden çook uzun zaman geçmiş olup tekrar okumak istediğim kitaplarımı da listeye ekledim. Hala tamamlamış değilim ama şimdilik bu kadar, okudukça elbette listeyi güncelleyip yeni kitaplarımı da ekleyeceğim. Boş kategoriler için önerileriniz varsa, paylaşırsanız çok mutlu olurum ^_^ Ayrıca benim kadar geç kalmış olmadığınızı ya da çoktan duymuş olduğunuzu düşünsem de belirteyim yine. 28 Şubat'a kadar katılabilirsiniz. Etkinliğin sahibi Nilgün Komar'ın sayfasından daha fazla bilgi edinebilir ve siz de 'yar…