Ana içeriğe atla

Portre Hikayemsi'si


  İki tane gözü vardı işte. Upuzun kirpikleri.. Rimel sürsek manken yaparlardı yani. İçinde toz tutan sümükler olan bir burnu, mukus desek daha mı havalı olacak? Ya da şöyle öğrendiğim bilgiler, bölüm yüzünden falan böyle daha bilimsel çaplı bir açıklama mı yapmalıydım? Aman.. Halim yok. Sümük dediğim, hepimizde olan tabaka gibi işte. Yoksa hayatı boyunca sümüklü olmadı hiç. Ben grip olunca sümüklü olurdum eskiden, peçete yetiştiremezdik. O böyle durumlarda bile 'cool'luğunu asla bozmayan ve bozdurmayan biriydi. Hastasın ya sen, az bi çaptan düş, biraz rezil ol, ilgi falan aran.. I-ıh.. Bir insana grip bile yakışıyorsa, daha da bisey aranmaz yani. Çaktırmayın ama tepkilerimi sevip de bisey'ime çok kızardı ya. Ama o 'bir şey' değil ki, bisey. Neyse, konumuz bu değil. Nerede kalmıştık? Heh.. Kulakta sıra. İki tane kulağı vardı. Korkutucu güzellikte dudakları. Bir erkek olarak benden güzel dudaklara sahip olması üzünçlü olmuştu biraz. Tabi bütün bu saydığım özelliklerin esmer sayılabilecek buğday bir tenle mükemmel bir uyumla birleşmesi sonucunda o oluşuyordu, yani umarım hala oluşuyordur. Bazen benim beynimi doldurduğuna inandığım pamuk yerine, onun beynini dolduran saf bir deha vardı. Herhalde akıl dağıtılırken kibarlıktan şemsiyeyi hep benim üzerimde tutmuş, ne varsa onun üzerine yağmış.. Sanatla ilgili her şeyde doğuştan bir yeteneği vardı. Onun çalabildiği müzik aletlerini ben elimde tutmasını bile bilmiyorum. Yazılan üç cümleyi bile anında kusursuz bir müzikle besteleyebiliyordu. Ben daha akorları öğrenemiyorum. Denemiştik biraz. Söz vermişti öğreteceğine. Sonra kaldı öyle. Çizdiği resimler, tablolar.. Fotoğraf olmadığını bile anlaması zordu. Yazdığı şiirler ve hikayelerden kitap yapsa satardı epeyce. Karikatürlerle çizimleri de eklese hikayesine dünyayı bile şaşkınlığa uğratabilirdi. Sesi de çok güzeldi. Bilimde bilmediği şeye rastlamak zordu, bıraksan o zamandan doktorluk yapacaktı ama istemedi olmak beyfendi. Benden güzel yemek yapardı. Neden böyleydi bilmiyorum. Onun yanında yemek yapmaya çalışınca bir de elim ayağım birbirine karışıyordu, iyi mi? Adım iyice beceriksiz, sakara çıkmıştı. İsteyip de yapamayacağı şey bilmiyordum. Bir insana bu kadar güzel özellik verilir mi yahu, biraz da bize bıraksaydınız, diyordum? En en büyüğü, doğal mizah yeteneğiydi.. Hiçbir koşulda yüzünü güldüremeyeceği insan yoktu. Hani böyle krizlere giren kız arkadaşlar falanlar.. Ağlayan erkeklere bile iyi gelebilecek gücü vardı. Sokağa salmayıp mumyalamak gerekti onu.
 E şimdi sorarlar adama, sorduk mu? Şey, sormamış mıydınız desem sıyrılır mıyız işin içinden? Hazır anlatmışken bir anımı da anlatayım, sonra dersiniz bundan bize ne diye. Bir gün, soğuk bi gecenin sonunda bakmıştı gözlerime. Gece soğuktu ama gözlerinin koyuluğuna ısınmıştık bir şekilde. Elinde eski defterlerimden beyaz olanı vardı, kapağında eflatun laleler olan. İçinde ne olduğunu benden başka bilen, öğrenebilen tek kişi. Şiirlerimi okumaktan heyecanlanmış gibi duruyordu, sanki eskiden yazdıklarım daha çok şiire benziyordu. Şımaracak sandım bütün yazılanların ona olduğunu öğrenince. O ise bunun yerine bana inanmadı! Çizimlerim başkasını andırıyormuş, şiirlerim çok genelmiş. Tam sinirlenip alacaktım elinden, gülümsedi. Bana bir şiir yazar mısın, dedi. Ama içinde sen, ben, biz olan ve başka hiçbir şey olmayan bir şiir, diye ekledi. Bir yazar ve şaire şiir yazmak vardı ortada. Kızmıştım da tükettiğim satırları hiçe saymasına. Şiirler gidenler için yazılır, dedim. Acı ve gözyaşını mürekkep yaparlar. Giderler ve şiir olurlar, birileri de kalırsa şair olur işte öyle. Sen gidenlerden olma dedim. Üzüldü biraz, hak verdi sonra. O kadar üzülünce dayanamadım bir gün, şiir yazdım. Okuyunca beni nasıl bu kadar iyi tanıyorsun bazen şaşırıyorum dedi. Şiirde yazanlar bana hiç söylemediği şeylerdi. Şiir oldu, sonra gitti. O hiç şiir yazmadı bana. Hikayeler yazardı, yaşlanınca anlatacağız torunlarımıza derdi. Yaşlanmamız fikri komikti. Kırış kırış olmuş vücutlarımızı, beyaz saçlarımızı hayal etmek mutluluk vericiydi. Ama inanmak zordu. Beraber bir kitap yazmıştık, birinci kitabı olacaktı serinin. İçinde çizimlerimiz vardı. Kapağında alaycı kuş resmi. Sembol falan değil öyle, gerçek kuşun bir çizimi. Rüyamızda görmüştük aynı gece kitabı. Uyanınca karar vermiştik. Sonra bir gün onu da götürdü giderken, bir de diğer defterleri. Sonra çöpe attı çocukluk fotoğraflarımla birlikte, kediler söyledi. Üzüldüm biraz ama kızmadım. Hikaye yalandı.

Yorumlar

  1. Gerçeğin anlatımı mı Alice? çok ilginç yazıyorsun. Sana zaman ayırdım, tanımak istiyorum. Çok beğendim canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, kaynağı gerçekler. Teşekkür ederim Ece abla. Senden bunları duymak mutluluk verici. Zaman ayırdığın için de ayrıca teşekkür ederim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben Kimim?

Ben aşka inanmıyorum Bay O. Aşkın da bana inandığını hiç sanmıyorum. Bu durumda birbirimize inanmadığımız ve birbirimizi düşlemediğimiz takdirde birbirimizin hayatından çıkmamız mümkün mü?
  Öyle inanmaz gözlerle bakma bana Bay O. Aşk şiirleri, aşk mektupları yazıyorsam; aşk şarkıları dinliyorsam da bu aksine hiçbir kanıt oluşturamaz. Yıllarca hepimiz destanlar, kitaplar, efsaneler okuyarak geldik bugünlere. Bu hepimizin aşka inanmasını gerektirir mi bir kere? Mesela, açlıktan kemikleri sayılan ve son bir yiyecek parçası aramakta bulunan bir adama aşkı sorsak, inanıyorum der mi? Ama eminim o da duymuştur bütün bu duyduğum büyük aşk hikayelerini. Onun kadar ciddi bir arayış içerisinde olamamak ve maddeye ihtiyaç duymamak mı gözümde bütün maddiyatı anlamsız, yetersiz kılan? Belki sahip olduğumuz -sadece olduğumuzu sandığımız- şeyler ayağımıza dolanmış bizi okyanusun dibine çeken diğer ucuna kayalar bağlı iplerdir, en çok sahip ya da ait olduğumuzu düşündüğümüzde yanılıyoruzdur. Bu ya…

Anı (Hikayemsi)

Yeniden aile hayatına alışmak zor. Abim geldi yeni İzmir'den. Dönmeyecekmiş daha. O koşullarda yapamayacağına karar vermiş daha fazla. Çalıştığı gemiciler çok pis adamlar oluyormuş, bir de elin yabancıları annen gibi temizlik hastası olur mu sandın sorusu var tabi her gün kendine sorduğu. Aynı dili bile konuşmuyorsun bir kere. Su yok, yemek yok, hastalık tehlikesi var, kültürler farklı çok. Eheh.. Fazla bile dayandı. Mesaj attı akşama doğru. "Uyuma, geliyorum. Kimseye de söyleme, sürpriz olsun." diye. Bizde asma yaprağından ya da beyaz lahanadan yapılmaz sarma, onları da yaparız nadiren ama sevmiyoruz pek, adına da dolma demiyoruz. Dolma, dolmalık biberden olana deniyor memlekette. Anneme belli etmedim hiç mesajı, sonra bir baktım, annem çıkarmış kara lahana yapraklarını haşlamış taze taze. Oğlum sarmayı çok sever, özlemiştir diye söyleniyor hazırlarken. Şaşırdım tabi, sana kim söyledi dedim. Neyi, dedi, durdu. Eh, zeki kadın olunca bir de, anladı tabi. Gerek kalmadı ce…

2018 Kış Okuma Şenliği - Yarışma bahane çünkü okumak şahane!

Kitapsever okuma düşkünleri için fırsat olacak bir etkinlik buu :) Aslında tam evde sıcacık battaniye altında kitap köşesi okumaları yapma zamanı geldiğinden beri, yani bir süredir vardı etkinlik. Ama ben kitap seçimleri yüzünden biraz geç katılabildim. Kitaplarımı sırayla aldığım ve okudukça bir nevi kılıfına/kategorisine uydurduğum için listem uzunca süre askıda kaldı. Yine de çoktan birkaç kitabı okuyup yuttum bile etkinlik haberi alıp listeyi yazdığımdan beri. Bazı üzerinden çook uzun zaman geçmiş olup tekrar okumak istediğim kitaplarımı da listeye ekledim. Hala tamamlamış değilim ama şimdilik bu kadar, okudukça elbette listeyi güncelleyip yeni kitaplarımı da ekleyeceğim. Boş kategoriler için önerileriniz varsa, paylaşırsanız çok mutlu olurum ^_^ Ayrıca benim kadar geç kalmış olmadığınızı ya da çoktan duymuş olduğunuzu düşünsem de belirteyim yine. 28 Şubat'a kadar katılabilirsiniz. Etkinliğin sahibi Nilgün Komar'ın sayfasından daha fazla bilgi edinebilir ve siz de 'yar…