Ana içeriğe atla

Siyah'ın Hikayesi, Gün 1, 1.1

9 MART 2018.

Saat 5.40.
Merhaba. Işıksız bir sabahın yorgun bekçiliğinden sesleniyorum şimdi. Her zaman bir ışık olması prensibine aykırı, evet, biliyorum. Fakat ya bu sefer ışık kaynakları da ölmüş, ya da ulaş(ıl)amayacak kadar uzaktalar -ya da ben prensipleri acımasızca çiğnemekteyim-. Sesleniyorum; sana, size ve siz-ler-e. (Etik mi bu? Ya da diyalektik, olabilir mi? Septik miyim ben? -Um(urs)uyor muyuz ki?- Fakat illa da bir tik olacaksa patetik'te anlaşabiliriz ya da anlaşabilir-dik.) Sesleniyorum. Gitgide daha da sesleniyorum. Neden'se(n) sesim güçlü değil ulaşacak kadar varışına. Yarı yolda düz beyaz bir zeminin üzerine yığılıveriyor, paramparça. (Bu kelimede gizlenen para kavramı bir subliminal mesaj mıdır? Oyuna mı geldik sayın dinleyenler? Yoksa oyunun kendisi miydik? Sevgiler..) Paramparçalığının daha anlaşılır olması sesimden... Adil mi? Adalet, adalet var mı burlarda bağyım; sonra bir de "Güzel günler de bizi görecek mi?" Delirmemek için sesleniyorum. Sesleri içimden koparırcasına. Sesleniyorum. Uzakta varlığın(ız)ı düşleyerek, sizi henüz yok etmeden yet(iş)meye çalışıyorum. Sizleşmemek, tek başıma kalmayı hala hiçbir gölgeyi çiğnemeden sürdürmek uğruna; sizin varlığınızdan yüz bularak kendimi de yok sanmamak uğruna sesleniyorum. Yok oluşumun son parçalarından, son parçalarıyla. Paylaşmayı severim. Boyum 1.10 kalamasa da, benim de hala var işte sevebildiğim paramparça birkaç parça. Hem belki yazacağım hiçlikten yokluğa kadar, varıncaya. Kimseyi yükümün ağırlığı altına girmeye çağırmıyorum. Yalnızlığımı bozamayacak kadar ben'cilleştim bu ara -daha fazla değil, asla-.



Yorumlar

  1. melabaaaaağ dön işteeeee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba deep, dönmeye çalışıyorum işte :)

      Sil
  2. Etkileyici ve farklı bir üslup. Daha çok okumak isterim sizi. Dönebilmek ise zor olan, zorlar aydınlatır sönen ışıkları.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba blogunuzu ziyarete geldim. Sizi de bloguma beklerim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne Yapmalı?

Ne yapmalı? Ne yapmalı? Ne yapmalı? Tik. Tak. Tik. Tak. Tik. Tak. Zaman geçiyor hızlıca. Zaman, geçiyor. Ama sen geçmiyorsun aklımdan muhterem yanıt. Belki de bir anlığına uğruyorsun, sonra gidiyorsun yeniden. Ne yapsam yetmiyor, ne sansam sen değilsin. Boş anıma geliyorsun, fark etmiyorum süzülüşünü. Ne büyük kayıp... Oysa bir an, sadece küçücük bir an farkına varsam senin, belki diğer her şey önemini kaybedecek. Belki her şeyden önemli bir eylemi gerçekleştirmeye adım atacağım.

   Ne yapmalı? Bu soruyu sorma cesaretini gösteren biçare! Cevabını bilsen, hemen şimdi sana tüm resmiyeti ile saman kağıdından, mühürlü bir zarfta uzatsalar, yapmaya gücün var mı? Gücün, var mı? Bazen bilmenin, inanmanın cesareti tüm güçsüzlüğü yok eder. Güce sahip olmanın gerekliliği kalmaz çünkü zaten hiçbir zaman 'sahip' olamayacağını fark edersin, kabul edersin. Geçici bir süre seninle kalırlar sadece. Bu seni büyük bir açgözlülüğün yükünden kurtarır, hırslarından, öfkelerinden, beklentilerind…

Ben Kimim?

Ben aşka inanmıyorum Bay O. Aşkın da bana inandığını hiç sanmıyorum. Bu durumda birbirimize inanmadığımız ve birbirimizi düşlemediğimiz takdirde birbirimizin hayatından çıkmamız mümkün mü?
  Öyle inanmaz gözlerle bakma bana Bay O. Aşk şiirleri, aşk mektupları yazıyorsam; aşk şarkıları dinliyorsam da bu aksine hiçbir kanıt oluşturamaz. Yıllarca hepimiz destanlar, kitaplar, efsaneler okuyarak geldik bugünlere. Bu hepimizin aşka inanmasını gerektirir mi bir kere? Mesela, açlıktan kemikleri sayılan ve son bir yiyecek parçası aramakta bulunan bir adama aşkı sorsak, inanıyorum der mi? Ama eminim o da duymuştur bütün bu duyduğum büyük aşk hikayelerini. Onun kadar ciddi bir arayış içerisinde olamamak ve maddeye ihtiyaç duymamak mı gözümde bütün maddiyatı anlamsız, yetersiz kılan? Belki sahip olduğumuz -sadece olduğumuzu sandığımız- şeyler ayağımıza dolanmış bizi okyanusun dibine çeken diğer ucuna kayalar bağlı iplerdir, en çok sahip ya da ait olduğumuzu düşündüğümüzde yanılıyoruzdur. Bu ya…